Issei Sagawa
Haz 15th, 2007 Ekleyen: admin
11 Haziran 1981 akşamı, Issei Sagawa, Japon geleneklerine göre döşenmiş Paris’teki dairesinde, teybin sesini açtı.Almanca şiir okuyan bir kadın sesi duyuldu. Halının üzerine bağdaş kurdu. Önündeki cam tabaktan aldığını yavaşça ağzına götürdü. Uzunca çiğnedi, “Mısır yağı damlatılmış, ton balıklı sushi tadında” diye geçirdi içinden. Dinlediği, Sorbonne Üniversitesi doktora öğrencisi, Hollanda asıllı Renee Hartevelt’in sesiydi. Yediği de sol göğsü.
Hafta içi, karanlık bastığında Boulogne Ormanı pek kalabalık olmaz. Issei Sagawa iki valizle taksiden indiğinde, kendisini gören olmadı. İçindekileri, küçük köprüden suya atmaya niyetliydi. Az ötede kendisine doğru birilerinin gelmekte olduğunu sandı, vazgeçti, eve döndü.
Ertesi gün, oradan geçmekte olan bir adam, sanki kapağı açık gibi duran iki valiz gördüğünde öğleden sonra 3 olmak üzereydi. Merak edip yaklaştı. Bir kadın kolu dışarı sarkmıştı. Birkaç saat sonra, 20′lerindeki genç ve güzel kadının parçaları Paris Adli Tıp Enstitüsü’nün morg masasındaydı. Dedektif Roger Robillard ve komiser Jacques Poinas, kimliğini ve ev adresini süratle belirlediler. Uzunca bir süredir Japon Issei Sagawa ile birlikte olduğunu öğrendiler ve 13 Haziran gecesi, Sagawa’nın apartman dairesinin ziline bastılar.

ÇEKİNGEN JAPON İÇİN SEVMEK YEMEKTİR
Issei Sagawa, aslında yakışıklı bir Japon erkeği. Bir ayağı hafif aksıyor. Ama onu asıl rahatsız eden sesinin inceliği. Belki de bu nedenle karşı cinsle ilişkilerinde biraz çekingen. Çocukken bir rüya görmüş. Kardeşi ile birlikte bir tencerede kaynatılıyormuş. Daha sonra birisi onları yemiş. O rüyadan sonra, insan yeme ile ilgili fantezileri olmuş. İriyarı, sarışın, beyaz tenli kuzeyli kadınları yemeyi hayal ediyor ve bunun sevgisinin büyüklüğünü kanıtlayabileceği tek yöntem olduğuna inanıyor.
Sagawa’nın bu konudaki ilk deneyimi başarısızlıkla sonuçlandı. Japonya’dayken, kendisine anadilini öğreten Alman kızın apartmanına pencereden girdiğinde, kız uyanıp bağırdı. Bir süre psikiyatrik tedavi gördü. Dedikodular başlayınca babası, Kurita Su Endüstrileri şirketinin sahibi Akira Sagawa, onu Paris’e gönderdi.
YEMEĞE DEĞİL YENMEYE DAVET
Sagawa 1981′de, Sorbonne Üniversitesi’nde öğrenciyken, 25 yaşındaki Renee Hartevelt ile tanıştı. Renee, sarı saçlı, beyaz tenli, tek başına yaşayan, Hollandalı bir kadındı. 3 dil biliyor ve Fransız edebiyatı doktorası yapmayı umuyordu. Sagawa, ondan Almanca öğretmesini istedi. Genç kadın kabul etti. Kısa zamanda arkadaş oldular. Birlikte konserlere, sergilere gittiler. Bir gün Sagawa onu yemeğe davet etti. Almanca bir şiir söylemesini istedi. Ayrıldığında, oturduğu yerleri kokladı. Tekrar yemeğe davet etti. Aynı şiiri okumasını, bu kez teybe almak istediğini söyledi. Renee, 11 Haziran 1981′de Sagawa’nın apartmanına son kez girdi.
Sagawa ile Renee, Japon usulü çay içmek üzere yere oturdular. Çayın içerisine biraz viski koydular. Sagawa, onu sevdiğini ve birlikte olmak istediğini söyledi. Renee karşı çıktı. İlişkilerinin sadece entelektüel düzeyde kalmasını istedi. Şiiri okurken, Sagawa onu .22 kalibrelik bir tüfekle ensesinden vurdu. Önce sol göğsünün ucunu, daha sonra burnunu kesti ve her ikisini de yedi. Ertesi gün yemeğe devam etti. Kimi parçaları kızarttı, hardala batırdı. Bir yandan da, şiir söyleyen sesini dinledi. Cesedin üzerinde sinekler uçuşmaya başlayınca, bedenden kalanları bir valize doldurdu. Devamını biliyorsunuz. 13 Haziran 1981′de tutuklandığında, buzdolabının her yerinde Renee Hartevelt’in eti bulundu.

Sagawa, 3 psikiyatri uzmanının “tedavi edilemez antropofaji” (kanibalizm, etoburların kendi türünü yemesi) tanısı üzerine, 4 yıl Paris’teki Paul Guiraud Hastanesi’nde kaldı. Babasının çabalarıyla Tokyo’daki Matsuzawa Hastanesi’ne nakledildi. Başhekim Dr. Tsuguo Kanego’nun, “ceza ehliyetine sahiptir” raporu üzerine cezaevine kondu. 12 Ağustos 1986′da serbest kaldı.
Renee Hartevelt’i nasıl yediğini en ufak ayrıntısına kadar anlattığı “In the Fog” (Sisin İçinde) adlı romanı 200 bin sattı. Kanibalizm ile ilgili bir antolojinin editörlüğünü ve bir gazetenin köşe yazarlığını yaptı. Deneyimlerini TV kanallarında anlattı. Kadın bedenleri üzerine yatarak çıplak pozlar verdi. Porno filimlerde oynadı. Rolling Stones, “Too Much Blood” adlı şarkısında onun öyküsünü anlattı.
Sarışın, güzel Hollandalı’yı haşlayarak, kızartarak, ketçap, hardal ve soya sosuna daldırarak yiyen Sagawa, bir Japon gourmet dergisine kapak bile oldu.

Şimdilerde, “Medya beni kanibalizmin babası yaptı, ben de bundan çok memnunum” diyen Issei Sagawa, genellikle kadın kalçalarını çizdiği tablolar yapıp satıyor ve artık beyaz tenli, sarışın, iriyarı, Batılı bir kadın tarafından yenmek istediğini söylüyor.
Sevil ATASOY satasoy@hurriyet.com.tr
Su anda 1 kisi bu yaziyi okuyor
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için login olmalısınız.




