Snuff Filmler
May 25th, 2007 Ekleyen: admin
“Snuff filmler”, aynen UFO’lar gibi, varlığı kanıtlanamamış ama varolduklarına bazı kimselerin inanmaya devam ettiği bir olgu, bir çeşit kent efsanesi. Bu efsanenin kökeni, 1969′da Roman Polanski’nin aktrist karısı Sharon Tate’i öldürmeleriyle adını duyuran Manson çetesine dayanıyor. Mansonlarla ilgili bir araştırmada, bu canilerin bazı meçhul cinayetlerini filme almış oldukları iddiası ortaya atılmıştı ve Mansonlar faaliyetlerini uyuşturucu etkisi altındayken gerçekleştirdikleri için bu - hipotetik - filmler, uyuşturucu çekme eylemine atfen, ’snuff filmler’ olarak nitelendirilmişti. Zaman içinde kimi underground ve de illegal
’sinemacıların’, kamera karşısında gerçek cinayetler gerçekleştirip bu sahneleri içeren filmleri el altından ’seçme’ müşterilere pazarladıkları söylentisi yayılacak ve köken olarak Mansonlarla bağlantılı ’snuff film’ nitelemesi bu - hipotetik - piyasanın ürünleri için kullanılmaya başlanacaktı. Yani bir filmin tam olarak snuff kategorisine haiz olması için, herhangi bir gerçek ölüm, cinayet sahnesi içermesi değil, bizzat bu cinayetin doğrudan filme alınması ve o filmin de el altından satılması için işlenmiş olması gerek ve asıl merak konusunu oluşturan böylesi filmlerin varlığı kanıtlanabilmiş değil. Yoksa bir yanda kimi izleyicilerin gerçek ölüm seyretme arzusunu tatmine yönelik ‘reality show’ benzeri haber görüntülerinin toplanmasından oluşan filmlerin zaten bilinen ve yasal bir piyasası mevcut ama böylesi ürünlerdeki ölümler, o filmi hazırlayanlar eliyle gerçekleştirilmediğinden gerçek snuff sayılmıyorlar. Bir yanda da bizdeki Hizbullahçılar dahil kimi katillerin cinayetlerini filme aldıkları biliniyor ama bunlar da esas itibariyle filme alınmak için cinayet işlenmesini değil de başka saiklerle işlenen cinayetlerin bu arada filme de alınmasını içeren vakalar olduklarından saf snuff sayılmayabiliyorlar.
‘Snuff film’ söylencesi, kökeni ne olursa olsun ve kimbilir belki de aslında bir gerçeğe dayanıyor olsa bile, yaygınlığını şu ya da bu şekilde snuff filmleri konu edinen filmlerle sinemaya borçlu. Snuff filmler belki gerçekte yok ama snuff filmleri konu edinen filmler saymakla bitmez, Tesis / Tez bunun ne ilk ne de son örneği. Beşeriyetin bakma - görme arzusundan (skopofili) beslenen sinemanın, insanoğlunun zihnini seksten sonra en fazla veya en az seks kadar meşgul eden ölüm olgusunu mercek altına alması çok doğal. Bu olgunun mercek altına alınmasını mercek altına alması da şaşırtıcı değil çünkü böylece bir taşla birçok kuş vurulmuş oluyor: sinema böylece kendisini de mercek altına almış oluyor. İşte sinemanın ‘kendi üzerine tefekkür edebilmesi’ (self - refleksivity) Scream / Çığlık ve benzerlerinde olduğu gibi yüzeysel bir anektodal lafebeliğiyle değil, asıl böylece dişe dokunur olabiliyor. Snuff film söylentisi ortaya bile çıkmadan önce bu minvaldeki ilk film, kadınları öldüren genç bir adamın, bu cinayetlerini amatör kamerasıyla filme almasını, sonra da evinin karanlığında seyretmesini anlatan Peeping Tom / Röntgenci (1960).

Ya gerçek olursa
1970′lerden itibaren ise doğrudan snuff film efsanesinden beslenen filmler devreye girecekti. Çok sınırlı ölçekte vizyona giren ama sonradan tam bir kült film niteliği kazanan Last House on Dead End Street / Çıkmaz Sokaktaki Son Ev (1977) böylesi düşük bütçeli filmlerin en niteliklisi. Tamamen takma isimlerden oluşan künyesi dolayısıyla kadrosunun gerçek kimlikleri uzun süre bilinmeyen (meğer bir grup New Yorklu film öğrencileriymiş) bu filmde, bir evde işlediği cinayetleri el altından satılmak üzere kameraya alan, sonunda kendi yapımcı ve dağıtımcılarını da türlü eziyet ve aşağılamalarla kanlı biçimde kurban edişini de filme çeken bir ‘yönetmenin’ öyküsü anlatılıyor - başrolde de, yani yönetmen rolünde de, filmin yönetmeni oynuyormuş! Aynı yıllarda Joe D’Amato’nun da snuff filmleri konu alan bir film çektiğini de ekleyelim. Bir de snuff filmleri konu almanın ötesinde sanki gerçek bir snuff filmmiş gibi piyasaya sürülen bir istismar filmi de var: Arjantin’de çekilen düşük bütçeli bir şiddet filminin sonuna dağıtımcılar tarafından, bir film setinde bir kadın oyuncunun sözüm ona öldürüldüğü birkaç dakikalık bir sahne eklenmiş ve şöylesi ilanlarla piyasaya sürülmüş: “HİÇBİR ZAMAN gösterilemez dedikleri film… Kamera karşısında şimdiye kadar gerçekleşen en kanlı şey!! SNUFF Yalnızca Yaşamın UCUZ olduğu Güney Amerika’da yapılabilecek film!”
Snuff film temalı filmler kuşkusuz düşük bütçeli sinemayla sınırlı değil, Hollywood da en son 8 MM ile bu sulara ağ atmıştı. Öte yandan Abel Ferrera, David Lynch gibi auteur yönetmenler de Blackout, Lost Highway gibi filmlerinde bu temaya bir yan - unsur olarak da olsa yer vermişlerdi. Bütün bu furyayla ilgili olarak tek endişe verici husus, bir yerlerde şeytanın aklını çelip snuff film olayının kuvveden fiile çıkmasına sebep olup olmayacağı.
Kaya Özkaracalar
Bu yazı http://midnight.blogcu.com sitesinden alınmıştır
Su anda 1 kisi bu yaziyi okuyor
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için login olmalısınız.




