Kabuslar Evi
Haz 29th, 2007 Ekleyen: admin
Çağan Irmak’ın 10 bölümden oluşan korku dizisi “Kabuslar Evi” ülkemizde daha önce denenmemiş bir yöntemle, Sinema yada Televizyonda gösterilmeden DVD pazarına sürülerek şansını deniyor. (Divx planet forumları için Bu yazıyı yazdığım tarihten sonra “Kabuslar Evi” bölümleri Fox TV kanalında geç saatte de olsa verilmeye başlandı.)

İlk Bölüm Takip Usta oyuncu Fikret Kuşkan’ın canlandırdığı karakterin, kendi geçmişiyle ve bir kurdun lanetiyle hesaplaşmasını konu alıyor…. Henüz Son Dans adlı bölümü izlemedim ama açıkcası Çağan Irmak’ın neden böyle bir konu ile bu seriye başlamak istediğini de henüz anlamadım. Zannımca tek geçerli sebep kurtadam öyküsünün katıksız bir korku serüveni olması ve gerideki bölümler için seyircinin beklentilerini hangi yönde oluşturması gerektiği yönünde fikir vermesi olabilir….Türk korku sineması Korku sineması alanında pek verimli işler çıkaramasa da, 1953 tarihli “Drakula İstanbulda” bazı orijinal öğeler içerir. Örnek vermek gerekirse; Atıf Kaptan, sinemada uzun köpek dişleri gözüken ilk vampirdir. evet, artık “dişler” sinemada vampir imgesiyle özleşmiş, onun ayrılmaz bir parçası olmuştur ama ünlü “Dracula”da Bela Lugosi’nin vampir dişleri hiç gözükmez…
Fakat ülkemiz sineması açısından çok ihmal edilmiş bir tür olan korku sineması, başka sinemalar tarafından 50′lerden günümüze özellikle Vampir, kurt adam, labarotuvar yaratıkları ve perili ev alt sınıflarında her şeyi yağmalamış ve geriye kullanacak çok az denenmemiş fikir bırakmıştır.
İşte Takip adlı kurt adam öyküsünün şanssızlığı da burada başlıyor. Sevgili Çağan Irmak ne yazıkki konuya yeni hiç bir şey katamadığı gibi affedilmez hatalarını da bir bir sıralıyor. İzlediğimiz herşey daha önce mükemmel bir uygulanışını gördüğümüz fikrin açıkca kopyalanması… Buna örnek vermek gerekirse; Kurt adamın değişim sahnesini görür görmez iyi bir korku seyircisinin aklına “An American Werewolf in London” filmindeki muhteşem Rick Baker çalışması gelecektir. (Rick Baker bu çalışma ile Oscar kazandı) Fakat burada çok daha acemice ve geçiştirlmiş halini gördüğümüzden olsa gerek zerre etkilenmiyor ve bu çabayı buruk bir tebessümle karşılıyoruz.

Filmin büyük problemlerinden biri de mekan ve ışık kullanımı : Filmimiz, çizgili pijamaları olan bir adamın günlük vakti bir köyün ortasında koşmasıyla başlıyor ve çoğu önemli sahne yine böyle bol ışıklı ortamlarda geçiyor ki, Çağan Irmak burada yine önemli bir noktayı es geçmiş görünüyor : Korku sineması ışığı sevmez! yine örneklemek gerekirse “Alien” filmi başarısını önemli ölçüde nostromo adlı uzay gemisinin yapay ışıklandırılmış ve genellikle karanlık bırakılmış atmosferine boçludur. Korku filmlerinin ihtiyaç duyduğu atmosfer ışığın çok dikkatli kullanımıyla sağlanabilmektedir.
Köy gibi yerel ögeleri kullanmış olmasına rağmen tahminimce bütün seride yer alacak Kabuslar Evi ise oldukca gotik bir yapı ve ne yazıkki dizi deki diğer mekanlarla hiçbir etkileşim içermiyor ve genel mekan duygusunun içinde başka bir fotoğraftan kesilip yapıştırılmış gibi sırıtıyor! Belliki, Peter Medak’ın ünlü “The Changeling”in kahramanı olan malikane ile güçlü benzeşmeler içeriyor.
Kurt adam öyküsünün bizim izleyicimiz için ne derece doğru bir seçim olduğu ise tartışılmalıdır. Çünkü Asyalı kökenlerimiz ve yaradılış efsanemiz sebebiyle KURT karakteri bizim için korkutucu bir öge değil, saygı duyulan bir totemdir. Dolayısiyle Anglo-saxon kökenli ve ucu Kırmızı Şapkalı Kız’a kadar giden Ortaçağ avrupasının kurt adam miti bizi korkutmadığı gibi ilgilendirmez de…
Bizim kültürümüz daha mistik öykülerden beslenir. En kötü Perili Ev filmlerinin ve Şeytan öykülerinin ülkemizde uyandırdığı ilgi göz önüne alınırsa bu doğru bir saptama olacaktır. Yani buradan çıkışla bir genelleme yapacak olursak, bizim izleyicimiz supernatural (doğaüstü) sever de diyebiliriz. Benim için Türk sinemasındaki en iyi korku sekansı, Ertem Eğilmez ustanın, “Süt Kardeşler” komedisinde ki “Gulyabani” dir.
Filmin yine önemli bir kusuru ise 3. sınıf bir amerikan filminde bile daha iyisine rastlayabileceğiniz plastik ve görsel efektleri (kesik baş, Cgi kurtadam) öyle ki Cgi kurt adam ile kostüm kurtadamın renkleri dahi birbirini tutmuyor CGI olan açık gri ve ince yapılı bir kurt iken kostümlü olan siyah ve gürbüz bir boz ayı şeklinde…
Bizim dizilerimizde, düzgün bir casting çalışması ve karakter hazırlığı yapılmadığı için oyunculuklar ancak 3-4 bölüm geçtikten sonra oturur. Bu öyküde de, “işimizi yapıp evimize gidelim” tadındaki bazı aktörler ve aktristler, filmin kusurlarını daha da görünür kılıyorlar ve fakat Fikret Kuşkan her zamanki profesyonelliği ve içgüdüleriyle oynadığı için elinden gelenin en iyisini yapıyor oldukca inandırıcı bir performans sunuyor ama diğerleri! yüzünden genel tutarlılık açısından bu da bir zaaf haline geliyor.
Son olarak uzun ve sıkıcı bir konuyu giriş ve gelişme bölümünden sonra öykü finalde tutarlı bir yapıya bürünüyor ve belli bir katharsis sağlıyor ama ne yazıkki belki de çok iyi bölümlere sahip ve güçlü bir yönetmen tarafından hazırlanmış bir iş için oldukca acemice ve sıkıcı bir başlangıçtan öteye geçemiyor.

Son not : Peki bu ve “Okul”, “D@bbe”, “Gomeda” “Gen”, “Büyü” gibi hepsi de “ilk Türk korku filmi” olma iddiasında olan fakat ne yazıkki genel olarak bakıldığında başarısız olan bu girişimler için ne demeliyiz. “tür” sinemasının mayasının tutması için uzun bir zamana ve çok fazla denemeye ihtiyaç var mutlaka… Yine de benim gözümde içlerinde en samimisi Çağan Irmak’ın prodüksiyonu’dur. Diğerleri “Gen” hariç belli bir ranttan faydalanmak için yapılmış işler olmasına rağmen bu defa gerçekten samimi bir çaba ile karşılaşmaktayız. Bu defa olmamış ama mutlaka başarılacaktır diye düşünüyorum.
*CGI : computer generated image de denir ayrıca son 10 yılda sıkca kullanılan bilgisayar efektlerine verilen ayrı bir addır
*Katharsis : aristo tarafından dile getirilen anlık arınma,ağır duygu ve sıkıntı yükünden kurtulma,rahatlama anlamındaki kavram.
Yazar: Midnight - Murat Tolga Şen http://midnight.blogcu.com
Su anda 1 kisi bu yaziyi okuyor
One Response to “Kabuslar Evi”
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için login olmalısınız.





Çağan Irmak yapılmamış olanı yaptı ve Türk izleyicisine ne kadar hitap edecek tartışılır ve biz kendi Türk yapımı olan bir çok şeyi küçümseme içerisinde olan bir toplum olduğumuzdan mıdır nedir genelde türk yapımı çalışmalara burun bükeriz Ve hep bi Avrupa sinemasıyla ABD yapımı filmlerle karşılaştırma içerisinde oluruz ve küçük görürüz, nedensede alkışlamayı ve tebrik etmeyi,yapılan çalışmalara saygı duymayı da pek bilmiyoruz. Sağlanan bütçe - imkan olanaklarla en iyisi yapılmaya çalışılmış. Tabiki yapılan çalışmaların eksiklerini de eleştirmeliyiz ki adamlarda yanlışlarını ve eksilerini görsünler ama tebrik etmesini de Türk korku filmi tarihi ve gelişimi açısından önemli olduğunu da unutmamak gerekir ; şöyle düşünün ki siz yapılan çalışmaları sürekli tü kaka derseniz başarısız derseniz bu yapımcıları da etkiler yönetmeni de etkiler prodüksiyon şirketlerini de etkiler ve türk korku sineması açısından bir sonraki çalışmalara yapımcılarda yönetmenlerde prodüksiyon şirketleride karamsar bakar.
Ben oldukça değerli olan bu Kabuslar Evi Serisini taktire şayan buluyorum. Ve korku filmi seyretmekten keyif alan bir izleyici olarakta Türk yapımı bir korku serisinin olması beni gururlandırıyor… Ben şu ana kadar Kabuslar Evi 1. Hikaye Takip , 2. Hikaye Son Dans , 3. Hikaye Hayal-i Cihan , 4. Hikaye Tanıdık Yabancı Bölümlerini izleyebildim. Her bölüm Kabuslar evinde geçiyor… Ve her bölümde başka başarılı oyuncular oluyor, ekleniyor çıkıyor, hikayelerin içinde kurt adam da var hayaletlerde var, Ruhu geride kalanlarda var ve bakalım seri nasıl devam edecek ve nasıl sonuçlanacak açıkcası ben merak ediyorum.