Eddie Gein
Haz 12th, 2007 Ekleyen: admin
Kurban: 2
17 Kasım 1957′de Wisconsin, Plainfield polisi Eddie Gein’in harap olmuş çiftlik evine geldi. Yakındaki bir marketin soyulmasından ve sahibi Bernice Worden’ın kaybolmasından onu şüpheli görüyorlardı, çünkü orda en son alışveriş yapan kişi oydu ve binanın etrafında boş boş gezdiği görülmüştü. Gein’in perişan haldeki evi karmakarışık durumdaydı. Yerleri hurda ve kokuşmuş çöp kaplıyordu. Aralarından geçmek neredeyse imkansızdı. Küf ve çürümüş şeylerin kokusu yüzünden nefes almak bile zordu. Yerel şerif Artur Schley elindeki fenerle mutfağı incelerken, sırtına birşeyin değdiğini hissetti. Neye çarptığını görmek için yukarı baktığında tavandan aşağı asılmış bir gövde gördü. Kafası kesilmişti, bacaklarının arasından karnına kadar açılmış ve derisi de soyulmuştu. Çirkin bir görüntü olmasına karşılık geyik avı yapılan bölgelerde ve av sezonunda alışılmış bir olaydı. Ama biraz daha dikkatlı bakınca bunun bir geyik olmadığı anlaşıldı. Polis memurlarından Frank Worden’ın kayıp annesi Bernice Worden’ın (50) cesediydi bu. Şok olmuş vaziyette Eddie Gein’ın eşyalarını arayan memurlar, korkunç keşiflerin bu cesedle sınırlı kalmadığını anladılar. Resmen bir ölüm çiftliğine girmişlerdi. Komik görünüşlü taş aslında bir kafatasıydı, lambalar ve çöp sepeti insan derisiyle kaplanmıştı. Yavaş yavaş iğrenç eşyalar ortaya çıkıyordu, insan derisinden bir koltuk, bir ayakkabı kutusunun içinde saklanmış kadın genital organları, göğüs uçlarından yapılmış bir kemer, bir insan kafası, dört burun ve bir kalp. Evin içi arandıkça, daha da fazla ölü parçaları bulunuyordu. En sonunda tamamen insan derisinden yapılmış bir takım elbise bulundu. Bunu yapmak için kaç kadını öldürmek zorunda olduğunu düşününce hepsinin başı dönüyordu. Bütün bu el yapımı eşyalar Eddie’yı ünlü yaptı. Yazar Robert Bloch onun hikayesinden etkilenerek daha sonra bir Alfred Hitchcock klasiği olan “Psycho”nun ana karakteri “Norman Bates”i yarattı. 1974′de Tabe Hopper’in yazdığı “The Texas Chainsaw Massacre”da da Gein’in yaptıklarından etkilenilmişti. Tamamen onun hayatını yansıttığı söylenemez, ama bu film sayesinde “İğrenç Gein” tekrar gündeme geldi. Yıllar sonra aynı şekilde “Kuzuların Sessizliği” filmindeki Buffalo Bill karakteriyle canlandırıldı, o da Eddie gibi kadın derilerinden elbise yapıyordu ve onu sapıkça bir travesti-vari törende giyiyordu.

BAŞLANGIÇ
Bir çocuk nasıl Eddie Gein’e dönüşebilir ? Çocukluğuna yakından bakarak buna dair birçok ipucu bulabiliriz. Edward Theodore 27 Augustos 1906′da Augusta ve George Gein’in oğulu olarak La Crosse, Wisconsin’de doğdu. İkinci erkek çocuktu. Abisi Henry ondan 7 yaş büyüktü. Augusta aşırı dine düşkün bir kadındı ve çocuklarını da bu şekilde eğitmeye çalışıyordu. Günahkarlar Augusta’nin hayatını sarmıştı ve o da oğullarına hergün incil okuyarak ve öğreterek bunlardan uzak tutmaya çalışıyordu. Onları sürekli kadınların ahlaksızlığı ve serbestliği karşısında uyarıyordu, bu şekilde onların cinsel arzulardan uzak duracağını umuyordu, yoksa cehennemde yanacaklarını söylüyordu. Augusta dominant ve sert bir kadındı ve hayata bakışının mutlak doğru olduğuna inanıyordu. Ve bu görüşünü kocası ve oğullarına uygulamakta sorun yaşamıyordu. George zayıf bir adam ve bir alkolikti, çocukların yetiştirilmesinde sözü geçmiyordu.

Aslında Augusta onu küçümsüyordu, ona bir işe yaramayan değersiz bir yaratik gözüyle bakıyordu, çocukların bütün sorumluluğu önün üzerine kalmıştı. Sadece çocukların yetiştirilmesiyle değil, evin geçimiyle de o ilgileniyordu. Eddie’nın doğduğu yıl La Crosse’da bir bakkal açmıştı, ordan kazandığı parayla ailesini rahat ettirebiliyordu. Çok çalışıyordu ve para biriktiriyordu, böylece şehirin ahlaksızlığından ve günahkarlarından uzaklara taşınabiliceklerdi.
1914′te Plainfield, Wisconsin’e ailesine etki edebilecek tüm kötülüklerden uzaklara 190 dönüm araziye kurulu bir çiftliğe taşındılar. En yakın komşuları nerdeyse 1,5 km uzakta oturuyordu. Augusta hala sabırla oğullarını dış dünyadan uzak tutmaya çalışıyordu, bunda çok başarılı değildi, çünkü onların okula gitmesi gerekiyordu. Eddie’nin okuldaki başarısı ortalamaydı ama okuma konusunda çok iyiydi. Okuduğu macera kitapları ve dergiler onun hayal gücünü harekete geçiriyordu ve kendi dünyasından dalmasına izin veriyordu.
Okul arkadaşları ondan uzak duruyordu çünkü davranışları kadınsı ve utangaçtı. Hiç arkadaşı yoktu ve arkadaş edinmeye çalıştığında da annesi onu azarlıyordu. Annesinin onun arkadaş edinmesine izin vermemesi onu üzüyordu ama gene de onu çok seviyor, onda bir iyilik abidesi görüyordu ve dediklerini elinden geldiğince yapmaya çalışıyordu. Augusta bunlara rağmen oğullarından memnun olmuyordu ve onları her fırsatta sözleriyle aşsağılıyordu, aynı babaları gibi ise yaramaz biri olacaklarından korkuyordu. Ergenlikleri ve yetişkinliğe ilk adımları sırasında çiftlik dışındaki insanlardan uzak duruyorlar ve sadece birbirilerini görüyorlardı.
Eddie abisine tapıyor, onu çok çalışan ve güçlü karakterde bir insan olarak görüyordu. Babalarının 1940′deki ölümünden sonra, ailelerini desteklemek için ek iş yapmaya başladılar. Eddie abisini iş konusunda taklit etmeye başladı ve ikisi de şehirde sağlam karakterli ve güvenilir olarak tanındılar. Genelde ayak işlerine bakıyorlardı, ama arada sırada Eddie bebek bakıcılığı da yapıyordu. En çok hoşuna giden iş de buydu, çünkü akranlarından çok çocuklarla iyi anlaşıyordu. Sosyal ve duygusal konularda geri kalmıştı.
Henry Eddie’nın annesine olan sağlıksız yakınlığı konusunda endişe ediyordu. Bir kaç kez annesini eleştirdiği zaman Eddie şok olmuştu. Çünkü o annesini saf ve iyi olarak görüyordu ve abisinin de öyle görmemesine inanamıyordu. Belki de bütün bunlar Henry’nin 1944′deki garip ölümünü hazırlamıştı. 16 Mayıs’te Henry ve Eddie evlerine çok yaklaşmış olan bir çayır ateşini söndürmeye çalışıyorlardı. Polise göre ikisi farklı yönlere dağılmışlardı, bir noktadan sonra Eddie abisini gözden kaybetmişti. Alevler söndürüldükten sonra hala ortaya çıkmayınca merak ederek polise kaybolduğunu bildirmişti.

Yapılan aramalar sonucunda Eddie neredeyse onları doğrudan “kayip” abisinin cesedine götürmüştü. Ölümü konusunda bazı şüpheler doğmuştu, çünkü Henry’nin yattığı bölge ateşden korunmuştu ve kafasında ezikler vardı. Garip koşullar altında bulunmuş olmasına rağmen, polis cinayet şüphelerinden vazgeçti, utangaç Eddie’nin böyle birşey yapacağına, özellikle de abisine, kimse inanmıyordu. Sonradan mahkeme zehirlenme sonucu ölüm olduğuna karar verdi. Yaşayan sadece annesi kalmıştı, ve Eddie’nin ihtiyacı olduğu tek kişi de oydu. Artık annesi tamamen onundu ama kısa bir süre için. 29 Auğustos 1945′te Augusta kalp krizi sonucu öldü. Eddie’nin bütün dünyası yıkılmıştı, tek arkadaşını ve biricik sevgilisini kaybetmişti ve dünyada yapayalnız kalmıştı. Annesinin ölümünden sonra da çiftlikte kaldı ve yaptığı ufak tefek işlerden kazandığı az parayla geçinmeye çalıştı. Annesinin yaşadığı ve kullandığı üst katı, alt kattaki misafir odasını ve oturma odasını olduğu gibi bırakıp ve eşyaları saklayıp, oraları neredeyse bir tapınak haline getirmişti. Kendisi alt katta sadece mutfağı ve mutfağın yanındaki küçük odayı kullanıyordu. Boş vaktinde burda macera romanları veya ölü ve karanlık kültürle ilgili dergiler okuyordu. Onun dışında kendine garip uğraşlar edinmişti, bunların arasında geceyarısı mezarlık ziyaretleri de vardı.
GERÇEKTEN TUHAF
Annesinin ölümünden sonra yalnızlığı gittikçe arttı. Kendini kitaplara vermişti ama ıvır zıvır dergiler veya anatomi kitapları okuyordu. Odası Naziler hakkında belgeler, Güney Denizi kafa avcıları ve gemi enkazları hakkında yazılarla doluydu. Bunlardan kafa küçültme, mezardan ceset çıkartma ve insan anatomisi hakkında çok şey öğrenmişti. Bu garip hikayeler onun tutkusu olmuş ve bazen bakıcılık yaptığı çocuklara bunları anlatır olmuştu. Aynı zamanda yerel gazeteyi de okuyordu, en sevdiği bölüm de ölüm ilanlarıydı. Burdan etrafta ölen kadınları öğreniyordu. Karşı cins onu asla çekmemişti, zevkini gece mezarlarını ziyaret ederek bastırıyordu. Mezardan çıkardığı hiçbir kadın cesediyle asla herhangi bir ilişkiye girmediğine polise yemin etti. O daha çok onların derilerini soyup üzerine giymekten zevk alıyordu. Göğüsleri ve vajinası olmanın nasıl birşey olduğunu merak etmişti ve rüyasında sık sık kadın olduğunu görüyordu. Kadınlara ve onların erkekler üzerindeki gücüne hayrandı. Vücüd parçalarından bir kolleksiyon yapmıştı, bunlardan bir kısmı da kafalardı. Bir seferinde bakıcılık yaptığı genç bir çocuk Eddie’yi ziyarete çiftliğe gitmişti, daha sonra onun odasında sakladığı kafaları ona gösterdiğini söylemişti. Ama Eddie o kafaların güney denizinden geldiğini ve kafa avcılarından hatıra olan küçültülmüş kafalar olduğunu söylüyordu. Genç çocuk bu hikayeyi anlattığı zaman herkes bir çocuğun hayal gücü diye düşündü ve kimse ona inanmadı ve üzerinde durmadı. Ama daha sonra iki genç çocuk Eddie’yı ziyaret ettikleri zaman onun tarafını tuttular, onlar da saklanmış kadın kafalarını görmüşlerdi ama onları sadece garip cadılar bayramı kostümleri olduğu düsünmüşlerdi. Ama dedikodu yayıldı ve şehir halkı Eddie’nin garip kolleksiyonu hakkında konuşmaya başladı. Ama kimse Bernice Worden ortadan kaybolana kadar bunları gerçekten ciddiye almamıştı. Hatta Eddie’yle dalga geçer ve kafaların ne alemde olduğunu sorarlar, o da “Odada duruyorlar, istersen gel bak” diye cevap verirdi. Kimse onun gerçeği söylediğini sanmıyordu veya inanılmayacak kadar uçuktu.
ORTADAN KAYBOLDU
1940′lar ve 1950′lerde Wisconsin ortadan kaybolan insan sayısının arttığını farketti. Dört davada polis resmen eli kolu bağlanmıştı. Birincisi 8 yaşındaki Georgia Weckler adında bir kızdı, 1 Mayıs 1947′de eve dönerken kaybolmuştu. Yüzlerce kişi ve polisler 18 kilometre karelik alanı kızı bulmak amacıyla taramıştı. Ama Georgia’dan bir daha haber alınamadı. Olayın gidişatı iyi değildi ve tek bulunan delil kızın kaybolduğu yere yakın lastik izleriydi. Bunlar bir Ford’a aitti. Bu dava Eddie Gein cinayetten tutuklanana dek kapatılmıştı.
Başka bir kız 6 yıl sonra La Crosse, Wisconsin’de kayboldu. 15 yaşındaki Evelyn Harter o sırada bebek bakıcılığı yapıyordu. Babası bulunması gereken evi aramış ama telefona kimse cevap vermemişti. Merak edip oraya gittiğinde kapıyı da kimse açmadı. Camdan bakınca evde kızının bir ayakkabısını ve gözlüğünü gördü, eve girmeye çalıştı ama açık cam veya kapı bulamadı, sadece arkadaki giriş katının camı kilitlenmemişti. Burda kan izlerine de rastladı ve içeri girdiğinde de boğuşma izleri buldu. Hemen polise haber verdi, geldiklerinde daha da fazla izler buldular, evden uzaklaşan kanlı ayak izleri, komşu bir evde kanlı bir el izi, çevrede ayakizleri ve kızın diğer ayakkabısı. Bölge arandı ama Evelyn bulunamadı. Bir kaç gün sonra La Crosse’un dışındaki bir otobanda kıza ait olduğu düşünülen kıyafet parçaları bulundu. En kötü ihtimal akla geliyordu…
Kasım 1952′de iki adam geyik avına çıkmadan önce birer içki içmek için Plainfield’deki bir bara uğradılar. Victor Travis ve Ray Burgess orda birkaç saat kaldıktan sonra çıktılar. Bu iki adamı ve arabalarını bir daha gören olmadı. Büyük bir arama yapıldı ama herhangi bir iz yoktu. Tamamen ortadan kaybolmuşlardı.
1954 kışında, Plainfield’de bir taverna sahibi olan Mary Hogan gizemli bir şekilde iş yerinden yok oldu. Polis bardan otoparka doğru giden kan izleri bulunca bişeylerin yanlış gittiğini anlamıştı. Aynı şekilde yerde boş bir mermi kovanı buldular. Mary’ye olanlar hakkında sadece tahmin yürütebiliyorlardı, çünkü tıpkı diğer olaylardaki gibi, ceset yoktu ve çok az işe yarar ipucu vardı. Tek ortak yönleri Plainfield, Wisconsin’de olmuş olmalarıydı.
DOLAPTA İSKELETLER
17 Kasım 1957′de Bernice Worden’ın kafasız cesedi ve diğer iğrenç şeyler bulunduktan sonra, polis çiftliği ve çevre araziyi didik didik aramaya başladı. Eddie’nın daha fazla cinayete karıştığına ve cesetleri tarlaya gömmüş olabileceğine inanıyorlardı, örneğin Georgia Weckler, Victor Travis ve Ray Burgess, Evelyn Hartley veya Mary Hogan.
Kazılar başladığı sırada Eddie’de Wutoma şehir hapishanesinde sorgulanıyordu. Önceleri hiçbir cinayetini itiraf etmedi, ama birkaç gün sessizlikten sonra Mrs.Worden’ı nasıl öldürdüğünü ve evde bulunan diğer parçaların nereden geldiğini anlatmaya başladı. Her ayrıntıyı hatırlamakta zorluk çekiyordu, çünkü bunları yapmaya hazırlanırken ve yaparken tam olarak kendinde olmadığını söylüyordu. Ama Worden’ın cesedini Ford’una taşıdığını, para kasasını bardan aldığını ve eve getirdiğini hatırlıyordu. Ama onu kafasından 22′lik bir silahla nasıl vurduğunu anımsamıyordu. Diğer vücut parçaları ve kemiklerin nereden geldiği sorulunca, onları yakındaki mezarlıktan çaldığını söyledi. Mrs.Worden dışında kimseyi öldürmediğine yemin ediyordu. Ama birkaç gün daha sorgulandıktan sonra Mary Hogan cinayetini de üstlendi. Gene kendinde olmadığını ve ayrıntıları hatırlamadığını söylüyordu ama ona yanlışlıkla ateş ettiğini hatırlıyordu.

Eddie sorgulanması sırasında pişmanlık veya herhangi bir duygusal tepki göstermiyordu. Cinayetler ve mezar hırsızlığı hakkında konuşurken sıradan birşeyden bahsediyormuş gibi konuşuyordu, hatta bazı zamanlarda gayet neşeliydi de. Yaptıklarının vehametini anlamıyor gibi… Gein’in akıl sağlığı konusunda şüphe ediyorlardı, hatta dava bu sebebten düşebilirdi de. Bir kaç tane psikolojik teste tabi tutuldu, bunlarda gerçekten de duygusal açıdan hasar gördüğü ortaya çıktı. Onunla konuşan psikolog ve psikyatristler, onun şizofrenik ve bir “cinsel psikopat” olduğunu söylüyorlardı. Durumu yetiştirilirken annesiyle olan sağlıksız ilişkisine bağlanıyordu. Gein görünüşte kadınlara olan duygularından, onlara doğru çekilmesinden ve annesinin ona telkin ettiği yanlış davranışlardan dolayı acı çekiyordu. Kadınlara olan sevgi-nefret duyguları abarmıştı ve sonunda psikoz durumuna kadar geldi.
Eddie daha fazla test ve sorulara tabi tutulurken çiftlik aranmaya devam ediyordu. Polis toplam 10 kadından kalanları buldu. Eddie 8 tanesinin mezarlıktan çıkardığı kadınlara ait olduğuna yemin ediyordu, ama polis şüpheleniyordu. Bunların öldürdüğü diğer kadınlara ait olduğunu düşünüyorlardı. Bunu ispatlamanın tek yolu da mezarlığa gidip teker teker bakmaktı. Mezarları açma izni ve ahlak konusunda bazı sorunlarla giderildikten sonra sonunda kazılar başladı. Bütün tabutlar tahrip edilmişti, çoğunda da ceset veya parçaları eksikti. Yeni bir keşif Eddie’nin başka birini daha öldürdüğünü düşündürdü. 29 Kasım’da topraktan bir iskelet daha çıkartıldı, bunun Victor Travis’e ait olduğu düşünülüyordu. Bulunanlar laboratuvara götürülüp incelendi. Testler sonucunda bunun bir erkeğe değil de, iri ve orta yaşlı bir kadına ait olduğunu gösteriyordu, yani başka bir mezar hatırası daha. Denemelerine rağmen Victor Travis ve diğer kayıp kişilerle bağlantısı kurulamadı. Tek sorumlu tutulabileceği cinayetler Bernice Worden ve Mary Hogan cinayetleriydi.

MEDYA ÇILGINLIĞI
Araştırmacılar Eddie Gein hakkındaki gerçekleri ve bulduklarını açıklayınca, haberler çabuk yayıldı. Küçük kente dünyanın heryerinden gazeteciler akın etti. Ülke çapında tanınmaya başladı ve Eddie Gein’de ünlü oldu. İnsanlar bütün bu olayların geçtiği çiftlikten tiksiniyordu. Bütün dünyadan psikologlar Eddie’nın bu cinayetleri neden ve nasıl işlediğini öğrenmeye çalışıyorlardı. 1950′lerde adı ölüsevicilk, travestilik ve fetişizm konusuyla anılır oldu. Hatta çocuklar bile Eddie’nin maceraları hakkında şarkılar söylemeye ve onun hakkında şakalar yapmaya başladılar. Bunlara “Geiner’s” deniyordu ve bütün dünyada anlatılıyordu. Plainfield halkı artık sürekli etraflarında dolaşıp Eddie hakkında sorular soran gazetecilarden bıkmışlardı. Ama bazıları da bu ilgiden hoşlanıp bildikleri herşeyi anlatıyorlardı. Plainfield ünlü Eddie Gein’in yuvası olarak tanınıyordu artık. Onu tanıyanların çoğu onun iyi biri olarak hatırlıyorlardı, sadece birazcık tuhaftı, sıradışı bir gülümsemesi vardı ve espri anlayışı da garipti. Böyle iğrenç suçlar işleyebileceğinden hiç şüphelenmemişlerdi. Ama gerçek acımasızdı. Tanıdıkları küçük utangaç adam aslında bir katil ve mezar soyguncusuydu. Gein 30 gün akıl hastanesinde kaldıktan sonra, akıl sağlığı yerinde olmadığı ortaya çıktı, cinayetten yargılanamayacaktı. Tabii Plainfiels halkı buna şiddetle karşı çıktı, ama mahkeme kararını değiştirmeye yetmedi.
Eddie Wisconsin, Waupon’daki akıl hastanesine kaldırıldı. Hemen ardından çiftlik ve ona ait eşyalar açık arttırmaya sunuldu. Binlerce meraklı bunları görmek için kente geldi. Satılacak eşyalardan bazıları arabası, mobilyalar ve müzik enstrümanlarıydı. Satışı yapan şirket 50 cent karşılığnda araziye göz kulak olmayı üstlenmişti. Plainfield halkı kıyameti kopardı, orasının yakında “İğrençlikler Müzesi” olacağını düşünüyorlardı ve bunun artık sona ermesi için birşeyler yapılmasını istiyorlardı. Şirkete araziye bakmaları karşılığında herhangi bir ücret alması yasaklanmıştı, ama bu onlara yetmedi. 20 Mart 1958 Plainfield itfaiyesi Eddie’nin çiftliğine çağırıldı, ev alevler içindeydi. Kalabalık kurtarma çalışmalarını izlerken herşey sonuna kadar yandı kısa sürede. Polis bir kundakçıdan şüpheleniyordu, çünkü herhangi bir elektrik kontağı olmamıştı. Ama bu kundakçı bulunamadı….
Eddie evinin yandığını öğrendiğinde sadece “İyi olmuş” dedi. Onun sahip olduğu çok şey de bu yangınla yok oldu, ama bazısı kurtarılmıştı. Bunlar açık arttırılmaya çıkartılacaktı, mobilya ve araba dahil. Cesedleri taşımakta kullandığı 1949 model Ford Sedan için arttırma çok çekişmeli geçti ve 760 $ a satıldı sonunda. Arabayı alan kişi bir panayırda onu sergilemeye başladı ve binlerce kişi 25 cent karşılığında “Hortlak Arabasını” görmeye geldiler. Halkın Eddie’ye ilgisi asla bitmeyecek gibiydi.
ÖRNEK MAHKUM
10 yılını akıl hastanesinde geçirip tedavi gördükten sonra mahkeme onun artık yargılanabilecek durumda olduğuna karar verdi. Dava 22 Ocak 1968′de başladı, Eddie, deli veya değil, Bernice Worden cinayetinden yargılanacaktı. İlk duruşma 7 Kasım 1968′deydi. 7 kişi tanıklık yaptı, çoğu otopsiyi yapan laboratuar teknisyeniydi, biri şerif ve biri de yardımcısıydı. Deliller yıkıcıydı, karar bir hafta içinde verildi, birinci dereceden cinayetten suçlu bulundu. Cinayeti işlediği sırada akıl sağlığı yerinde olmadığı için daha sonra bu karar değiştirildi ve beraat etti. Duruşmadan sonra tekrar akıl hastanesine götürüldü ama bu sefer suçlular kanadına.

Bernice Worden’ın ve Mary Hogan’ın aileleri ve mezarları deşilmişlerin aileleri adaletin yerini bulmadığını iddia ediyorlardı. Onlara göre Eddie cezadan kaçmıştı, ama ellerinden gelen başka birşey yoktu. Hayatının sonuna kadar mutlu ve rahat bir şekilde o hastanede kaldı. Müdür Schechter onu örnek hasta olarak görüyordu. Mutluydu, normal hayatında olduğundan daha mutlu. Diğer hastalarla iyi geçiniyor ama zamanının çoğunda yalnız kalmayı tercih ediyordu. Günde 3 büyük öğün yemek yiyordu ve 5 yıl önce buraya geldiğinden beri kilo almıştı. Çok hevesli bir okurdu. Psikyatristlerle konuşmaktan hoşlanıyor ve verilen işlerini de çok güzel yapıyordu. Taşları parlatma, kilim yapma ve diğer tedavi amaçlı uğraşları en güzel şekilde beceriyordu. Amatör radyoculukla çok ilgileniyordu ve kazandığı parayla ufak bir alıcı almasına izin verildi.
Sonuçta tamamen sevimli biriydi, uslu bir hastaydı, çılgınlığını kontrol altında tutmak için ilaç kullanmaya gerek duyulmayan azınlıktandı. Bir de, herşeye rağmen onun yakınına gelen bayan doktor veya hemşirelere rahatsız edici şekilde bakmaya devam etmese, deli olduğuna inanmak gerçekten zor olabilirdi. Schechter’e göre o kesinlikle örnek hastaydı, “Eğer bütün hastalarımız böyle olsaydı, bir daha hiç sorunumuz olmazdı.”
26 Haziran 1984′te kansere karşı verdiği uzun savaşı kaybetti. Plainfield mezarlığına, daha önceden hazırladığı mezara, annesinin yanına gömüldü

Çeviri: Burcu Erbakan // www.gerilimhatti.com
Lütfen isim ve kaynak göstermeden kullanmayınız…
Su anda 1 kisi bu yaziyi okuyor
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için login olmalısınız.




