Birbirinin aynı iki parmak izi yoktur, yok olmasına da, iki parmak izinin aynı olduğunu sananlar, hataları hiçbir zaman ortaya çıkmayanlar ya da daha kötüsü, hatalarını fark ettiklerinde örtmeye çalışanlar vardır.
DEVAMI »
7 Eylül 1978 sabahı hava biraz kapalı, biraz yağmurluydu. Ünlü yazar Georgi İvanov Markov, yeşil Citroen’ini, Londra’nın Waterloo Köprüsü’nün güney ayağındaki park yerine bıraktı. Merdivenleri çıktı, durağa yürüdü ve kendisini karşı kıyıdaki, Bulgarca haber spikeri olarak çalıştığı BBC binasına götürecek, kırmızı, iki katlı otobüsü beklemeye başladı.
DEVAMI »
‘Sen, çocuklarımızı kaçıran, işkenceler edip tecavüz eden, sonra da boğan yaratık, seni bulacağız. Yıllar geçse bile peşini bırakmayacağız. Kaç yaşındasın, neye benzersin bilmiyoruz. Sağ mısın, ölü müsün, bilmiyoruz. Ama mezarda bile olsan seni bulacağız’ diye yemin etmişlerdi.
DEVAMI »
Baker Sokak 221b adresinde, Bayan Hudson’un kiracısı olarak oturan zayıf, uzun boylu, ince dudaklı, kartal burunlu, keskin bakışlı, ara sıra kokain kullanmaktan ve evini paylaştığı doktoru anlayışsızlıkla suçlamaktan başka kusuru bulunmayan
DEVAMI »
“Halıda kırmızı lekeler, bıçakta kırmızı lekeler. Ah Doktor Buck Ruxton, karını öldürdün. Dadı seni gördü, söylerim diye korkuttu. Ah Doktor Buck Ruxton, onu da öldürdün.”
DEVAMI »
General Muammer Kaddafi, Filistinli stajyer doktorla beş Bulgar hemşirenin, CIA ya da Mossad’ın emirleri doğrultusunda 400 çocuğa AIDS bulaştırmış olabileceğini söylemişti. İsrailli güzel aktris Orly Weinerman ile ilişkisi olduğu dedikoduları yayılan mimar ve ressam oğlu Seyfülislam ise, ölüm cezasına çarptırılan Bingazi Altılısı’nın suçsuz olabileceğini düşünüyor. Görüş farkı, sadece baba ve oğluyla sınırlı değil.
DEVAMI »
Kurban Bayramı’nın üçüncü günüydü. Dünyanın üçüncü büyük adası Borneo’daydım. Yeni yıla Sarawak Nehri’nin kıyısında, karşı köyün ışıklarını seyrederek girmiştim. Şimdi, kafatası hevenkleri tavandan sarkıyordu ve neredeyse yirmi yıldır onlara dokunmayı bekliyordum. Yağmur ormanının derinliklerinden gelen gong seslerine bakılırsa, nehrin yukarı kısımlarında oturanlardan biri ölmüştü.
DEVAMI »
Suçla mücadelenin can damarı sınıflamadır. İzler, boyalar, çiçekler, böcekler, silahlar, yaralar sınıflara ayrılamasaydı, suç aydınlatılamazdı. Bu gerçeği iyi bilen birkaç polis, bundan 35 yıl önce Amerikan cezaevlerinde yatmakta olan ve birden fazla cana kıymış 38 mahkûmla yüz yüze görüşerek, önce seri cinayetleri sınıflara ayırdılar, sonra kriminal profillemeyi geliştirdiler. “Seri katil” kavramı, bu sınıflamanın bir ürünüdür.
DEVAMI »
Bayan Kazumi’ye, Suvarnabhumi Oteli’nde rastlamıştım. “Rahatsız etmezsem, şuraya oturabilir miyim” demişti, yumuşacık bir sesle. Tayland’ın başkenti Bangkok’a geleli birkaç saat olmuştu, bir sonraki uçağıma 10 saat gibi bir süre vardı, kimseyle çene çalacak halim yoktu.
DEVAMI »
Soğuk bir kasım gecesiydi. İki köprüyle ana karaya bağlı küçük adanın üzerini bir sis tabakası kaplamıştı.Bakımsız bahçelerin ortasındaki boyası dökük tek katlı evlerden sızan sarı ışık dışında, etrafı aydınlatan pek bir şey yoktu. Bir adam bir bahçeye girdi, arkaya doğru yürüdü, bir taş aldı, bir cam kırdı. Adamın ayak seslerini duyan olmadı. Camın şangırtısını da. […]
DEVAMI »